Gadir Hum Olayi (Mehmet Yaman) (Gadir Hum Bayrami)

GADİR HUM’DA HAZRET-İ MUHAMMED’İN HAZRET-İ ALİ’Yİ

MÜ’MİNLERİN ÖNDERİ OLARAK ATAMASI

 

Mehmet Yaman


Sevgili peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in (A.S.) son Kabe ziyaretinde (VEDA HACCI’NDA) İslam tarihinin önemli bir olayı gerçekleşmişti. Bu çok önemli olay, GADİR HUM’da yaptığı konuşmadır.

Peygamberimiz bütün Müslümanları Kabe’yi ziyaret etmek için davet eder ve sayıları 124.000 olan topluluk kendisiyle birlikte Medine’den Mekke’ye hareket ederler. Hazret-i Ali de Peygamberin emriyle halkını İslam’a davet için gittiği Yemen’den dönüp Mekke’de buluşurlar.

VEDA HACCI olarak anılan bu ziyarette Hazret-i Muhammed Müslümanlara birincisi ARAFAT’ta, ikincisi MİNA’da, üçüncüsü de GADİR HUM’da olmak üzere üç önemli hutbede (konuşmada) bulunur.

 

VEDA HUTBESİ

Hazret-i Muhammed Kabe ziyaretinin kurallarını anlattığı konuşmasında, önce Yüce Allah’a şükretmiş sonra da Müslü­manlara öğütler vermiştir:

“Allahım! Şükür ve minnet sanadır. Senden başka tapacak, ve önünde eğilecek yoktur. Bütün yer, gök ve varlıklar senin­dir. Her şeye gücün yeter.

 

Ey beni dinleyenler! Belki bu yıldan sonra bir daha sizinle böyle topluca buluşamam. İslamiyet’ten önceki cahillik döne­minin geleneklerini ayaklarımın altına alıp, görün ki çiğniyo­rum.

Her Müslüman birbirinin kardeşidir. Bütün kan davaları ve her türlü tefecilik kaldırılmıştır. Ne başkasına zulmedin ne de zulüm görün.

Ey insanlar! Sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Onlar sizin haklarınızı gözetmelidir. Onların da sizin üzerinde hakları vardır. Onlara karşı iyi davranın. Eşlerinize sevgi ve esirgemekle muamele ediniz.

Ey Müslümanlar! Her birinizin kanı ve malı diğerine ha­ramdır. Kıyamet günü Allah’ın huzuruna geleceksiniz. O da yaptıklarınızı soracak ve yaptığınız işlere göre karşılığını ve­recek. Sakın inanmayanlar gibi parça parça olup da birbiri­nizin kanına girmeyiniz.

Ey beni dinleyenler! Her şeyde aşırılıktan sakının. Sizden ön­ceki ulusların yok olmalarının nedeni, dinde aşın olmalarıdır.

Burada bulunmayanlara sözümü duyurunuz. Belki o bulunmayanlar içinde sözlerimi burada bulunanlardan daha çok ve uygulayacaklar vardır. Allah’ın size bildirmemi istedi­ği şeyleri size böylece bildirmiş oluyorum.”

Bu konuşmadan sonra:

“Ey insanlar! Mesajımı vermiş oldum mu? (Size peygamberlik görevimi gerektiği gibi yaptım mı? Allah’ın emirlerini size ulaştırdım mı?)” diye sordu ve bütün orada bulunanlar:

Evet, ey Allah’ın Elçisi, gereken mesajı verdin (tebliğ ettin). Bize güzel öğütlerde bulundun. Böylece şahitlik ederiz…” dediler.

Bütün ARAFAT VADİSİ binlerce insanın bu sözleriyle yan­kılandı. O zaman Hazret-i Peygamber üç kez:

“Şahit ol Ya Rabbi!”

dedi ve sözlerini bitirdi.

Hazret-i Muhammedin yalnız VII. yüzyıl Araplarına değil bütün insanlığa yaptığı bu seslenişi, İslam devriminin en bü­yük söylevi idi.

 

Bu hutbenin hemen ardından Yüce Allah şu ayeti gönderdi: “Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim, üzerinizdeki ni­metimi tamamladım ve size din olarak İSLAM’ı verip, ondan hoşnut (razı) oldum. ” (Maide -3) \

 

GADİR HUM HUTBESİ

 

Hazret-i Muhammed, Kabe ziyaretini tamamlayıp Müslümanlarla birlikte Medine’ye doğru yola çıktılar. Mekke ile Medine arasında bulunan “GADİR HUM” denilen yere gelip mo­la verdiler (17 Mart 632). Burada Yüce Allah’tan şu ayet indirildi:

 

“Ey sevgili Peygamberim! (ALİ hakkında) Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun sana sunduğu Elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan (düşmanlarından) koruyacaktır.” (Maide -67) .

 

Hazret-i Muhammed bu emri alınca, deve semerlerinde yapılan yüksekçe bir kürsüye çıktı, Hazret-i Ali’yi yanına çağırdı ve onu da kürsüye çıkarıp sağ yanına aldı. Allah’a hamdettikten sonra yüksek sesle şöyle buyurdu:

 

“Ahirete göçmekte hepinizden önde bulunuyorum. O (Cennette) havuz başında bana ulaştığınız zaman sizden, değerli şeyi soracağım; size iki paha biçilmez EMANET bırakıyorum. Biri ötekinden daha da büyük:

Biri, Allah’ın Kitabı olan KURAN, diğeri de EHL-İ BEYTİM’dir.

 

Bu ikisi havuz başında bana ulaşıncaya kadar birbirinden ayrılmaz; bunu Rabbimden diledim… Benden sonra bu ikisi­ne yapışır sarılırsanız, sonsuza kadar sapmaz, yolunuzu yitir­mezsiniz… “

Ondan sonra şöyle buyurdu:

“Ben size sizin nefislerinizden daha ileri değil miyim? Sizin iyiliklerinizi sizden daha iyi bilmez miyim? “

 

Orada bulunan müminler hep bir ağızdan kendisini onaylayıp:

 

“Evet ey Tanrı Elçisi! Sen bizim nefsimizden bize daha ya­kın (evla)sın. Dünya ve ahirette bizim faydalarımızı bizden daha iyi bilirsin!…” dediler.

 

Hazret-i Muhammed (A.S.) bunun üzerine sağ eliyle Hazret-i Ali’nin sağ elini tutup kaldırdı, onu överek buyurdu ki:

“Ey insanlar!

 

Biliniz ki, BEN HER KİMİN MEVLASI İSEM, BU ALİ DE ONUN MEVLASIDIR.

Ali’nin nefsi benim nefsim, Ali’nin kanı benim kanım, Ali’nin ruhu benim ruhumdur.

 

Her kim beni severse, Allah ‘ı severse; her kim Allah ‘ı severse, Ali’yi sever.

 

Her kim beni sevmezse, Allah ‘ı sevmez; her kim Allah ‘ı sevmezse Ali ‘yi sevmez.

 

Hak ve adalet her zaman Ali ile beraberdir. Ya Rabbi! Şahit ol.

 

Ey Allahım! Ali ‘yi seveni sev. Ali ‘ye düşmanlık edeni sevme. Ali’ye yardım edene yardım et. Ali ‘ye kötülük edeni aşağılandır!”

 

Hazret-i Peygamber vefatında önce yaptığı bu açıklamalar­la kendi yerine Hazret-i Ali’nin halife, vasi ve müminlerin ön­deri olduğunu ilan etmiştir. Demek ki Hz. Muhammed’in hak halifesi Hazret-i Ali’dir.

 

Hazret-i Muhammed’in bu öğüt ve açıklamalarından sonra, orada bulunan binlerce insan birer birer gelip Hazret-i Ali’ye biat ettiler ve kutladılar.

 

Hattab Oğlu Ömer, İmam-ı Ali’nin elinden tutarak:

“Kutlu olsun, ne mutlu sana ey Ali! Hem benim hem de ka­dın, erkek bütün müminlerin velisi (önderi) oldun.” diyerek ona biat etti.

Gadir Hadisi’ni Hazret-i Peygamber kendiliğinden değil, TEBLİĞ ayeti indikten sonra, Allah’ın emriyle buyurmuştur. Tanrısal emirde elbette bir hikmet olacaktır. Bu hikmeti Haz­ret-i Ali’nin yalnız muhabbetine ve sevgisine bağlamak doğru ve yeterli olamaz. Gerçekte bu hadis Ali’ye muhabbetle birlikte, daha önemli bir görev için ferman buyrulmuştur. Bunu Ravzat-ül-Ahbab şöyle açıklıyor:

 

“Görülüyor ki: Gadir Hum günü, üçüncü kez olarak İmam-ı Ali (a.s.) yaklaşık 124.000 Müslümanın önünde (MEVLA, VELİ, HALİFE) olarak atanmıştır. Ve ashabın çoğunluğu sırasıyla Hazret-i Ali’yi kutlamış ve O’na biat (ikrar, ahd) etmişlerdir.”

 

Gadir Hum’da açıkça görülüyor ki İmam-ı Ali, resmen HALİFE tayin edilmiştir ve ALEVİLER, 1400 yıldır onu makta sevmekte haklıdırlar.

 

Sağlam bir yapının (İslam’ın) temeli olan GADİR HUM ha­disi, verdiği ikrardan/sözden dönenler tarafından ayaklar altı­na alındı. Nitekim, Medine’ye döner dönmez işler değişti. Al­lah’ın emriyle, Hz. Muhammed’in verdiği görev Hz. Ali’nin elin­den alındı. Eskiden beri Ehl-i Beyt’e karşı olan Emevi ağalan din kaygısını bir tarafa bırakıp türlü entrikalar çevirdiler. “Ga­dir Hum” ahdi geçerli olup da Hz. Muhammed’in yerini Hz. Ali alırsa, Arap kabileleri üzerinde bir daha egemenlik kurama­yacaklarını anladılar. Aralarında türlü hileler kurup, planlar düzenleyip, Allah’ın ve Peygamberin emri olan “GADİR HUM BUYRUĞU’nu kısa sürede yok ederek, Yüce Peygamberin “Tanrısal Emri”ni gümbürtüye getirdiler.

 

Bu münafık Emevi ağalarının amacı, halifeliği Hz. Ali’ye vermemek, Hz. Muhammed’i ve İslam’ı yıpratmaktı. Ve başa­rılı da oldular. İşte bugün İslam ülkelerinin perişan bir durum­da olması Emevilerin İslam üzerinde oynadıkları oyunun so­nucudur.

Sözün kısası: Tarihsel gerçekler yüzyıllarca hep hasır altı edilip gizlenmiş, saf Müslümanlar yalan yanlış bilgilerle kan­dırılmış, açıkça günah işlenmiştir. Bu günahın failleri olan ULEMA’yı elbette Cenab-ı HAK ahirette, Ulu Divan’da sorgu­ya çekip cezalandırır inancındayız.

 

Hazret-i Muhammed’e,

 

‘Ümmetin içinde kurtuluşa erecekler kimlerdir?” diye so­lolara, O:

 

“Ali ve Ali’ye uyanlardır!” buyurmuştu.

 

O sırada inen bir ayet de Hazret-i Muhammed’in bu sözünü doğrulamıştır:

 

“Fakat, inanıp yararlı iş işleyenler, işte bunlar yaratılanla­rın en iyileridir.” (Beyyine-7)

 

Hazret-i Muhammed bu ayeti yorumlarken, Hazret-i Ali’ye dönmüş, “Sen ve sana uyanlar Kıyamet Günü Allah’tan razı olmuş ve onun razılığını kazanmış olarak diriltileceksiniz” buyurmuştur.

İşte, Aleviler bu ve daha nice apaçık belgelere (ayet, hadis, tarihsel olaylar…) dayanarak İmam-ı Ali’nin yanında yer al­mışlar, kendilerine 1400 yıldan beri bundan dolayı “ALİ YAN­DAŞI”, “ALİ PARTİSİNDEN OLANLAR” anlamında ALEVİ adı verilmiştir.

GADİR HUM HADİSİ KONUSUNDA EHL-İ SÜNNET (SÜNNİ) KAYNAKLARI NE DİYOR?

Çoğunluğu Sünni olmak üzere 20 tarihçi, 54 hadisçi ve 26 tefsirci yani toplam olarak tam 100 bilgin, belgesel olarak yazmış oldukları kitaplarında GADİR HUM’da Hazret-i Ali’nin TANRI emriyle Hazret-i Muhammed (a.s.) tarafından, kendi­sinden sonra ve kendi yerine HALİFE olarak ümmetine tanı­tıldığını teyid ve tasdik etmişlerdir. Bu bilginlerin en ünlüleri şunlardır:

Belazuri, Taberi, Şehristani, Hatib-i Bağdadi, Yakut-ı Ha-mevi, İbn-i Esir, İmam Şafii, İmam Malik, imam Ahmed b. Hanbel, Buharı, Tirmizi, Fahr-i Razi, Kadı Beyzavi, Sadeddîn-i Teftazani, Dr. Taha Hüseyin vd…

Sünni tarihçilerden Şehbender-zade-Filibeli Ahmed Hilmi Bey bakınız ne yazıyor:

“Ashab hakkındaki hadis-i şerifler iyice tetkik edilirse gö­rülür ki Cenab-ı Nebi, Hazret-i Ali’nin kendisinden sonra Kafile-salar-i İslam (Mü’minlerin Önderi) olmasını istiyordu. Çünkü Ali’yi bizzat ve hususi ihtimam (özen) ile yetiştirmiş ve bütün sır ve işlerine mahrem (gizli sırlarına arkadaş) etmişti.

Gerek kendisi ve gerekse eserleri, değil yalnız Doğu’da Batı dünyasında da şöhret kazanmış olan Mısırlı tarih bilgini ve Sünni Dr. Taha Hüseyin, “ALİ ve EVLADLAR1″ adlı eserin­de Hazret-i Ali ile ilgili tüm tarihsel olayları (Hicret, Kardeşlik, Vasiyet, Mübahale, CJhud, Hendek, Hayber, Tebük, Gadir Hum vb.) ve hadisleri naklettikten sonra şu sonuca varıyor, diyor ki:

Sözün kısası; HAZRET-İ MÜHAMMED’DEN SONRA HALİ­FELİK HAKKI, ALİ’NİNDİR.”

NDİR.”