FATIMATÜ-Z ZEHRA ANA (Müslüm Kaya) (Fatma Ana Orucu)

FATIMATÜ-Z ZEHRA ANA

Müslüm Kaya

 

İki cihan serveri Hatemül Enbiya Hz Muhammed Mustafanın göz bebeği, ciğer paresi, yaşı ile değil aklı ile kamil, Zühre yldızının aydınlığına sahip gönlü aydın, gözü pek, inancında, yolunda, itikatinde tavizsiz, mazlumun annesi, kardeşi, bacısı, şirri yezdanın sevgili eşi, yeri gediğinde toprak Ana ve yeri geldiğinde göklerin şimşeği, Zülme ve haksızlığa ilk başkaldıran……

Onurun, direnmenin ve Hakkın sancağı, gönüller bahçesinin nadide çiçeği, ser veripte boyun eğmeyen şehitlerin anası, korkunun zülmün dize getiremediği, övülmüş, kutsanmış, dillere, dualara gönüllere mihrap olmuş Fatima ANA seni birkaç sayfa yazıyla anmak ancak bizim acizliğimizin bir kanıtıdır. Sen ki! iki cihanın yekünü, sen ki! onsekiz bin alemin nuru, sen ki! Kubbeyi Rahmandaki tahtın sahibi, cümle valığa şefaati ve var olmanın delili, yeryüzünün güneşi, Evren’ın ışığı, Dünyadaki bütün güzelliklerin adı ya Fatima sana ve o tertemiz soyuna binlerce selam olsun.

Yaratılış inancında Hakkın nurundan ilk yaratılan ak ve yeşil nurlar görünür evrenin tecellisinde ilktirler. Bütün kainat bu iki nur’un varlığının hürmetine varoldu, ak nur ile yeşil nur kendi içinde birliği görünüş alanında da çokluğu temsil etmektedir. Ne zamanki bilinmeyen kendini bilince, bilinmeye çıkarmak istedi, anılması  ve bilinmesi için kendisiyle öz olarak özdeş olan Ademi yarattı, Adem donunda vucut bulan varlık, aklı, düşüncesi ve iradesiyle kendisinde geldiği öz’ün niteliklerini buldu. Bu sayede’dir ki üzerinde yaşadığı Dünyayı kendi yaşamını sürdürebilmesi için kendine cennet ayni zamanda kendi neslini ve bütün canlı varlığı yok etmek içinde cehennem olarak değiştirdi. Bu anlamda Dünyada, biribirine zıt kutuplarda bulunan cennet ve cehennem yanyana hatta içiçedirler, bir anda cennet olan cehenneme dönüşebilir.

‘’On sekizbin alem yok iken Muhammed ile Ali’nin nuru bir idi, Abdullah ile ebu Talib zamanında iki oldu. Muhammedin nuru Abdullahtan zuhura geldi. Hz Ali’nin nuru Ebu Talib’ten zuhura geldi’’ (1)

Abdullah ve  Ebu Talib’te ikiye ayrılan  bu nur Velayetin nur’u İmam Ali ile Nübüvetin nurundan gelen Fatima’nın ikrarı ile tekrardan birliğe geri dönüp kendisini yeniden görünüş alemine on ikiler diye andığımız on iki imamlar donunda dışarıya vurdu. Varlık aleminin ilk çekirdeğini temsil eden bu ilahi nur’un  son peygamber Hz Muhammed Mustafa ve Velayetin nur’u  olan İmam Ali’de tekrardan vucut bulması Alevi inancında  ‘’Hak- Muhammed-Ali’’ üçlemesiyle (birlemesiyle) inancın temelini oluşturmuştur.

‘’Kubbeyi Rahmanda, Fatima’nın başındaki tacı Muhammed, belindeki kemeri Ali, kulaklarındaki küpeleri Hasan ile Hüseyin, gözleride talipleridir. Cümle ervahı nur olanlar Fatima’da mevcut idiler ‘’(2)

Fatima Ana Peygamberin Hatice-tül kübradan doğan altı çocuğundan beşincisidir, doğum tarihi hakkında çeşitli rivayetler vardır, birçok kaynakta doğumunun peygamberlikten önce olduğu belirtiliyorsada genellikle Aleviler Fatima’nın doğumunu Hz Muhammede Vahıy’in geldiği sene olarak söylerler. Hz Muhammed Erkek cocuklarını  (Kasım-Abdullah ) kaybettiğinden onu çekemeyenler Muhammed’e nesli kesik anlamına gelen ‘’Ebter’’ diye alaylı bir şekilde hitap ediyorlardı bunun üzerine inen Kevser suresinde

Ey Muhammet, Şüphesiz, Biz sana Kevser’i verdik, öyleyse Rabbin için ibadet et ve kurban kes. Doğrusu, asıl soyu kesik olanlar onlardır.

Burada verilen Kevserin Hz Fatima, Kurban’ında Kerbela şehidi imam Hüseyin olduğu konusunda Hemen bütün aleviler hemfikirdirler, Hz Peygamber ‘’Fatima benden bir parçadır onu üzen beni üzmüş, onu sevindiren beni sevindirmiş olur ‘’ v.b  sözleriyle çok sevdiği kızını İmam Ali ile nikahlandırmış böylelikle Muhammed Mustafanın soyu kızı üzerinden yürümüştür. İslamdan önce araplar genellikle ilk doğan çocukları kız ise onları diri diri kumlara gömerlerdi oysaki Hz Muhammet kızı Fatima doğduğunda çok sevinmiş, şenlikler yaptırmış ve ‘’Ben Fatimaların çocuğuyum’’ diyerek kızına Fatima adını vermiştır.

Hz Muhammed daha Mekkede iken Amcası ve ayni zamanda koruyucusu olan Ebu Talip Hakka yürümüş ve kısa bir süre sonrada eşi Hatice’ninde Hakka yürümesiyle Büyük sıkıntılara maruz kalırken bir yandanda kızı Fatima  daha çocuk sayılabilek yaşta annesiz kalmıştı. Mekke aristokrasisinin zaten varolan baskısı Ebu Talip ve Hatice ananın yokluğunda sınır tanımaz bir hal alırken Fatima Babasının en  büyük yardımcısı olmuştu. Ümmeye oğullarının her alanda yürüttükleri zorbalıklarına ve baskılarına karşı Hz Muhammed çareyi Medine’ye göç etmekte buldu, O kimselere görünmeden mekke’yi terk ederken kızı Fatima’yı ve geride kalanların hepsini o gece yatağına yatırdığı imam Ali’ye emanet etmişti.

Medineye göçten sonra evlilik çağına gelen Fatıma’ya bir çok talip çıkmasına rağmen ‘’Ben kızım Fatima hakkında Allahın kararını bekliyorum ‘’diyerekten Hz Peygamber gelen isteklileri geri çeviriyordu. Daha sonraları Fatima’ya talip olarak Hz Muhammedin  huzuruna çıkan İmam Ali hakkında ‘’Rabbim kızıma hayırlı bir kısmet nasip et, amcam oğlu Ali ne güzel bir eştir onun için’’ sözü ile İmam Ali’nin teklifini Kızı Fatimaya ulaştırıp fikrini sordu. Fatima’nın kabulünden memnun kalan babası bu memnuniyetini şöyle dile getirdi. ‘’Ey Fatima, seni…ilim bakımından en yüksek, ahlak bakımından en ileri….Biriyle evlendirdim’’ (3)   

Varılan anlaşmadan sonra düğün hazırlıkları başladı, İmam Ali gerekli hazırlıklar için kendı zırh’ını sattı, alınan parayla Fatimaya çeyiz olarak Bir sedir, bir yün yatak, bir hurma lifi minder, bir kilim, bir yatak örtüsü, bir su kabı, bir takım elbise ve bir kaç çeşitte ev eşyası alındı. Daha sonraları evin halini soranlara İmam Ali ‘’Bende para bulunmazki ‘’sözü ile hayatları boyunca alınan bu çeyiz eşyalarına  başkada fazla  bir şey eklemeyeceklerdir. Hakkın lutfu, cennet kadınlarının seyyidesi, şehitler serdarı imam Hüseyinin annesi Alevi inancının fatimatü-z Zehrasının nikahını ‘’ Allahım, onların birleşmelerinide, geleceklerini de mubarek eyle ! …onlardan Dünyaya gelecek nesillerini de mubarek eyle,..onları şeytanın şerrinden koruman için sana yalvarıyorum ‘’ (3) diye dua ederek bizzat iki cihan serveri Hz Muhammet kendisi kılacaktır.

İmam Ali ile Fatimatü’z Zehranın evliliklerinden üç erkek (bunlardan Muhsin adlı erkek cocuk  doğumdan önce ölmüş ) ve üç kız olmak üzere altı çocuğu oldu. Torunlarının doğumuna çok sevinen Hz Muhammet ‘’Allah her nebinin zurriyetini kendi sülbüne, benim zurriyetimi de Ali’nin sülbüne koydu’’ Diyerek kendi neslinin Ali ile Fatimadan yürüdüğünü belirtmiş, o güne kadar Arap yarımadasında bilinmeyen Hasan ve Hüseyin isimlerini torunlarına vererek Hasan ve Hüseyin için ‘’cennet gençlerinin efendileri , onlar benim iki körpe fidanlarımdır ‘’diye buyurmuşlardır. Muhammed Mustafa’nın sevgili torunları, soyunun sürdürücüleri, İmam Ali ve Fatima Ana’nın ciğer pareleri İmam Hasan ve imam Hüseyin ve onların soyundan gelen hemen bütün imamlar (İmam Mehti daha küçük yaşta sırlara karıştı ) Ehli-Beytin düşmanları tarafında vahşice şehit edildiler.

Ehli-Beyte yapılan haksızlıklar Hz Muhammed daha hasta yatağındayken başlamış, Muhammed Mustafanın vasiyet yazdırmak için kağıt kalem istemesini orada bulunan Ömer engellemiş Ve Hz Muhammed orda bulunanları Ömer’de dahil olmak üzere huzurundan kovmuştur. ‘’Allahın resulu bir ara kağıt kalem istedi ve buyurdu. “size birşey yazdırayımki benden sonra delalete düşmeyesiniz …’’ Ömer engelledi…”Ömer peygamber acısından ne yaptığını bilmiyor, ortada Kuran var o bize yeter “ dedi…..Bunu gören Allah Resulü “Benim huzurumda münakaşamı ediyorsunuz hadi çıkın burdan” diye oradakileri kovdu… (3)

Bütün bunlarda gösteriyorki planlar çok önceleri yapılmış olup sadece beklenen Muhammedin vefatı olmuştur. Bu gün gelip çattığında yapılan planlar saklı yerlerden çıkarılıp, gerekenler bir bir işleme konulup, eskiyi tekrardan elde etmek için baskılar haddini aşmış, bir öç alma, yok etme hedefine doğru atlar dörtnala kalkmıştı

Hz Muhammed daha sağlığında Fedek diye bilinen hurmalığı kızı fatima’ya vermişti, Fatima’nın bundan gayri bir geliri de yoktu, bütün ailenin geçimi buradan sağlanıyordu. Ayrıca Vedda hacı dönüşünde Gadiri- Hum denen yerde on binlerce kişinin huzurunda yaptığı konuşmasında Hem İmam Ali’yi kendine vasi tayin etmiş hemde geride bıraktığı iki emanetten biri olan Ehli-beytine sevgi ve saygı istemişti. Ama ne yazıkki bunların hiçbiri işe yaramamış Peygamberlerinin naaşı daha yerde iken ( Ehli-Beyt ve birkaç yakınından başka ) kimse defin işlemiyle meşgül olmayıp bir an önce kaybettikleri saltanata, şöhrete kavuşmak için işe koyulmuş kılıç zoruyla idareyi ele geçirmişlerdir. Buda şunu çok açık bir şekilde gösteriyorki, sadece görünüşte iman etmiş olanlar daha ilk fırsatta içindekilerini dışa vurmaktan hiçte çekinmemişlerdir. Dünya malını paylaşım söz konusu olduğunda, kimscikler ne Kuran’ı ne Peygamberi ne Peygamberlerinin söylediklerini nede Peygamberinin cocuklarını aklına getirmiş ve nitekim kendi çıkarları neyi gerektiriyorsa  öyle de yapmışlardır.. Daha Hz Muhammedin Naaşı yerde iken kendilerini Halife ilan ettiler ,vefatından birkaç gün sonra İmam Ali ve Fatimayı zorla biat ettirmek için Ebu Bekir’in emriyle  “… Ebu Bekir, .. Ömer’i gönderip  “Biat etmemekte ısrar ederlerse, evi yak’’ emrini verdi (3)              

Ömer ve taraftarları İmam Ali’nin evini içeridekilerle beraber yakmak istediler bu arada kapıyı açan Fatima ana’nın çıkan arbedede kaburgaları kırıldı , hamile olduğu Muhsin adlı bebeğini düşürdü. Bu arbedede İmam Ali’nin evinde bulunan…“Zubeyır de .. Ömere hücum etmiş, ayağı kayıp, kılıcı elinden düşmüştür. Hz Fatimanın altı aylık çocuğu Muhsin veya Muhassin, adını doğmadan önce Peygamber S.M Hz leri koymuştu. Bu olayda düşmüştür’’ (4)   

Dahası peygamberin kendi sağlığında Kızı Fatima’ya verdiği Fedek Hurmalığı da ‘’Peygamberlerin mirası olmaz’’ gerekçesiyle Fatima’nın elinden alındı. Bun konuda Fatima’yı dinleyen  Ebu Bekir Şöyle cevap verdi. “ Ey Allah Resulünün sevgili yavrusu, Muazzez baban  “Bize varis olunmaz ” buyurmuştur, ben bu toprağı sana veremem ”….(3)

Bunun üzerine Hz Fatima bir süre sonra Mescidi Nebevi’ye giderek yapılan haksızlıkları oradakilerin yüzüne haykırarak uzunca bir konuşma yaptı. Bu konuşmanın bir paragrafı şöyledir.

……Ey insanlar! Bilinizki ben Fatima’yım ve babam Muhammed Mustafa’dır. Sözün ilkini ve sonunu söylerim, konuşmamda luzumsuz, davranışımda münasebetsiz bir şey yoktur. Şimdi siz tutup, benim kendi babama varis olamayacağımı söyleyebilirmisiniz ? Cahiliye ahlakıyla mı hükmediyorsunuz, yoksa bilmiyormusunuz durumu ? Hayır , biliyorsunuz. Şu parıldayan Güneş kadar açık biliyorsunuzki ben Muhammedin kızıyım. Ey Ebu Kuhafenin oğlu  (Ebu Bekir) Allahın kitabında senin için ‘’babasına varis olur’’ yazılı iken benim için ‘’varis olamaz’’mı yazılı. Çok çirkin bir iş yapıyorsun. Allahın kitabını göz göre göre bir kenara mı itiyorsun…..Yoksa iki din var da ben ve babam bunların ikincisindenmiyiz. Yoksa Kuran’ın inceliklerini siz babamdan ve onun amca oğlu Ali’den daha iyimi biliyorsunuz ?… (3

Yaşanan bunca olaylar Fatima Anayı çok derinden etkilemiş olacakki  hasta yatağında kendisini ziyarete gelen Peygamber hanımlarına şöyle hitap ediyordu ‘’…….Dünyanızdan tiksiniyor, Erkeklerinizden ürküyorum. Sizden ayrılmak beni sevindirecektir. Allah, içime, sizden ayrılma isteği attı. Çünkü haklarımız korunmadı, emanetimize riayet edilmedi. Allah Resulü Babamın bizim hakkımızdaki vasiyetine uyulmadı. Kısaca, mahrumiyetimizle asla ilgilenilmedi…  sonra yüzünü baş ucundaki Esma binti umeys ve İmam Ali’ye çevirip  ‘’Beni sen ve Ali yıkayın başka kimseyi cenazeme koymayın ve definimi,  babamınki gibi gece yapın… (3)

Fatima Ana’nın vasiyeti yerine getirildi,….Başsağlığına gelenler arasında….Bir kişinin gelmeyişi dikkat çekiyordu:…Aişe ..(3)

Zaten gelmeside beklenemezdi, Ebu Bekir kızı Aişe’nin Ehli-Beyt hakkındaki düşünceleri ve yaptıkları herkesin malumudur…

Fatima Ana Alevi yolunun da Anasıdır, Asırlardan beri Ali ismi Fatima ismi Hasan, Hüseyin ismi Alevi insanının dilinden düşmedi her ne kadar günümüzde de bazı haddini bilmezler Alevi inancının bu kutsallarına dil uzatma cürretini gösteriyorlarsa da. Nasılki geçmişte yapılanlar sadece ve sadece Ali’nin, Fatima’nın, Hasan’ın, Hüseyin’in ismlerini yükseltmekten başka işe yaramadıysa, bugünkü bu vızıltılarda  o değerleri Alevi toplumunun gönlünden çıkarıp atmaya yetmeyecek, tersine dahada yükseltecektır.’’ Kötü söz sahibinindir’’ Ata sözünden hareketle diyoruz ki söylenen söz kişinin kendi aynasıdır, söyleyenler söyledikleriyle yanlızca kendilerini tarif ediyorlar.

Gönül gözleri ama olanlar elbetteki gerçeği göremezler, Hak kendi binasını yartırken eşit davrandı ama gönül gözüne sahip olmaya kişinin kendi emeği lazım. Emek yanlızca dünya malı için çalışmak değil, Hak yarattığı beden binasına konuktur. Hakkın konuk olduğu yeri her türlü riyakarlıktan arındırmak en büyük ve en kutsal emektir

Ya Fatima  sen halen kapımızda eşik, dilimizde dua, belimizde kuşak, gönlümüzde mihmansın.Hala annelerimizin bellerine bağladığı Fatima ana kuşağı, hala onulmaz yaralara merhem olan el Fatima ana’nın elidir ve hala göğü bir kuşak gibi bağlayan o saf, o tertemiz , o harika renkler senin kuşağın diye anılır.

Şevkatin, sevgin ve direncin Cümle Canlara örnek olsun…….

Yazımızı  ünlü Tasavvufçu Muhyiddin ibn-i Arabi’nin  Fatima için söylediği salavat-ı şerifesiyle noktalıyalım.

Allahhım ! Cenabı Fatima’ya, Babasına, kocasına, cocuklarına sonsuz ilminin kuşattığı şeyler adedince salat ve selam et.

Allahım !

İnsan şeklinde tecelli eden kudsi cevher,

Külli ruhun sureti,

Akıl aleminin biriciği,

Nebevi hakikatin parçası,

Alevi nurlarının parıldama yeri,

Fatimi sırlar kaynağının özü,

Cehennemden kurtulan ve sevenlerini cehennemden kurtaran,

Yakin ağacının meyvesi,

Kadınlar aleminin sultanı,

Kadri yüce, kabri meçhul,

Resüller sultanının göz nuru,

Betül Zehra’ya

Salat ve selam et .

oooooooooooooooooooooooooooooooooo

Yararlanılan kaynaklar

(1)-Buyruk : S Aytekin

(2)-B.K.Hasan efendi :H.E.Rızası

(3)-Y.N.Öztürk :Hz Fatima

(4)-S.A.İs.Tarihi :A.B.Gölpınarlı

Bu makale Alevilerin sesi 165. Sayisinda yayinlanmistir.